Emir, başı önde ölçülü adımlarla sultana yaklaştı, yekpare taşın önünde dizini yere koydu, bir müddet öylece bekledi, ardından sultanın müsaadesiyle yerinden doğruldu. Göğsünden çıkardığı mahfazayı avuçlarına aldı, hünkarın huzurunda yeniden diz çöküp saygıyla ona uzattı.
Kimden geliyor? diye sordu sultan.
Melik Alaeddin Davud Şahtan. diye karşılık verdi emir.
Yine mi şiir yazmış?
Öyle olsa gerek hünkarım.
Akşehirin havası onu çarptı galiba? Yaralı tavşanımız, sahip oldu ...